HAYATİ HAMZAOĞLU VE YİRMİ BİR KILOLUK BALIK
Dinar ve çevresinde KUYU filmini çevirmek için gelen artistlerin arasında renkli sima Hayati Hamzaoğlu ile bir dostluk kurmuştuk.. Film seti haricinde Dinarın görülmesi, gidilmesi yakın yerleri gezdiriyorduk. Sohbetler sırasında menderesin alt kısımlarında balık avından bahsedilince hemen gidelim diye tutturmuştu. Bende balık avının bir ekip işi olduğunu şimdi arkadaşlara söylersek birkaç günde ancak hazır olabileceklerini söyledim. Rahmetli Hamzaoğlu çok ısrar edince arkadaşlara telefon ederek Pazar günü balık avına gitmeye karar verdik.
O yıllarda Menderes nehri daha çok ve gür akardı, suçıkandan başlayıp şehir içinde bile sazan, taş balığı olta ile tutulurdu. Su seviyesi şimdi sucıkandan gelen suyun kat be kat üstünde daha aşağılara inildiğinde düden ve beş pınar kollarının da birleşmesiyle bir insanı götürebilecek derin ve büyüklükte akar giderdi. Büyük balıklar Çerkez köyünün alt taraflarında su daha derinlikte olduğu için o kısımlarda eğleşirdi. Bu durumu en iyi bilen de rahmetli Fırıncı Abdullah bilengil olduğu için balık avının ekip başıydı, balıklara atılacak lokumun hazırlanması, yerinin tespiti ve lokumun atılması görevi onundu. Balıkların su yüzüne çıktığında toplanması, çıplak olanların elbiselerini taşıyan, tutulan balığı ve malzemeleri taşıyıcı bir ekip elamanları vardı. Bunların bir araya gelebilmesi esnafın, memurların tatili olan Pazar gününü beklemek gerekirdi.
Pazar günü arabalarla Çerkez köyüne kadar gittik ,arabalardaki malzemeleri aramızda taksim ederek menderes nehrine kadar yürümeye başladık.Rahmetli fırıncı Abdullah bilengil ekibin başıydı ,lokumları o hazırlar atılacak yeri o tespit eder ve vazife taksimi yapardı. Menderesin en derin yerlerine geldiğimizde lokumun atılacak yeri belirlendi. Atılacak lokumun hazırlıklarını çok titiz şekilde takip eden Hamza oğlu sık sık sorular soruyor Abdullah’ta onu cevaplıyordu, balıkları suda yakalanıp çıkarılması için Rahmetli İbrahim Okay, Osman Kitiş, Karpat Demirken ve ben soyunduk.Elbiselerimizi rahmetli kara Mustafa sepetle taşımakla görevliydi. Tutulacak balıkları Naci öztürk ve Mehmet kitiş taşıyacaklardı. İlk lokum atıldığında çok az sayıda en küçüğü bir kilo , büyüğü 4-5 kiloluk balık aldık. İki atımlık lokumumuz kaldığından yer seçilmesi çok mühimdi bu yüzden çok yürümek mecburiyetinde kalıyorduk. Abdullah’ın bük diye adlandırdığı suyun çok derin bir yerine gelmiştik,buraya iki lokumuda birden atacağını sakın ikincisi patlamadan suya girilmemesini ikaz ediyordu, her kes pür dikkat atılan lokumun sesine kulak kabartıyorduk. Lokumun patlamasıyla altımızdakı yer dahi sarsıldı, beş dakika geçtikten sonra üç beş yine kiloluk balıkları suya atlayan Osman , İbrahim çıkarıp dışarıya attılar. Ben ve karpat suyun kenarında bekliyorduk, seyredenler üç metre kadar sudan yukarıda suyun yüzüne çıkan balığı daha iyi görebiliyorlar ve sudaki arkadaşlara yerini tarif ediyorlar onlarda balığı yukarda bekleyen taşıyıcı arkadaşlara atıyorlardı. Yukarıda bulunanların hepsi birden avazlarının cıktığı kadar bağırmaları üzerine ben en kuvvetli sesin geldiği yere baktığımda Hamzaoğlu sanki rol yapar gibi hal ve hareketleriyle( çok büyük çok büyük ) diye bağırmasını unutamam suya baktığımda kocaman bir kafa gördüm ,Karpat bir elli boylarında kısa bir arkadaştı hemen balığın üzerine suya atladı ,ben pür dikkat karpatı izliyor bir taraftan da İbrahim okay ve Osman kitiş’e buraya gelmelerini bağırarak çağrı yapıyordum. Karpat kendisinden beklenmeyen çeviklikle balığa sarıldığı gibi suya dalan balıkla birlikte oda suya dalıyor tekrar çıkıyorlardı. Balık hakikaten çok büyük ve alacanlı, sersem fakat her gecen zaman içinde ayılıp kaçabilirdi, bunu iyi bilen karpat o kısa boyuna rağmen balıkla mücadele ediyor ve tutup suyun dışına çıkarmak için var gücüyle çalışıyordu. İbrahim okay ve Osman kitiş bağırmalara kulak vererek karpata yardıma yüzerek geldiler ,bana sende atla yardım et diye bağırıyorlardı,yalanmı söyleyeyim korktuğum için suya atlayamadım. Üç kişi balığı bir türlü sudan çıkaramadıklarını gören Abdullah soyunmaya başlamıştı o sırada İbrahim okay bir elini balığın kulağına mı, yoksa ağzına mı? Soktu göremedim balıkla beraber kenardan kamışlara tutunarak balığı güçlükle çıkardılar.
Balık bir metreden fazla görünüyordu, kaç kilo olduğuna dair yorumlar yapılmaya başlandı en mühimi arabalara kadar bu balığı nasıl taşıyacaktık, diye düşünürken Abdullah bir söğüt dalı kesip getirdi balığın ağzı ile kulağına geçirdiği kalın dalı ortalayarak sıra ile ikişer kişi dalın uçlarını omuza alarak arabaya doğru yürümeye başladık. Rahmetli Abdullah, hamzaoğluna balığın içini doldurarak fırına vereceğini, içinin nelerle dolduracağını nasıl pişirileceğini anlatıyordu. O akşam suçıkanda yirmi kişi balığı yemek için masada bekliyorduk, misafir olarak hamzaoğlu ile filminin başrolünü paylaşan Demir karahan ve bir figüranla birlikte gelmişlerdi. Abdullah fırında Balığı tarttıklarını ve tam tamına yirmi bir kilo geldiğini anlatırken bir taraftan da büyük bir tepsiye içerisi iç pilav ve malzeme ile dolu balık üç kişinin yardımıyla masaya getirilmişti. Balık iştahla yenirken balık avında yaşanan olaylar ve özellikle boyu kısa karpat arkadaşın balıkla beraber suya batıp çıkmasını hayati hamzaoğlu defalarca anlatarak masada bulunanları kahkahayla güldürmüştü. Olayı yaşayanların çoğunluğu Allah rahmet eylesin mevta oldular. Bize de böyle bir anı kaldı.
SAYGILARIMLA
Dinar ve çevresinde KUYU filmini çevirmek için gelen artistlerin arasında renkli sima Hayati Hamzaoğlu ile bir dostluk kurmuştuk.. Film seti haricinde Dinarın görülmesi, gidilmesi yakın yerleri gezdiriyorduk. Sohbetler sırasında menderesin alt kısımlarında balık avından bahsedilince hemen gidelim diye tutturmuştu. Bende balık avının bir ekip işi olduğunu şimdi arkadaşlara söylersek birkaç günde ancak hazır olabileceklerini söyledim. Rahmetli Hamzaoğlu çok ısrar edince arkadaşlara telefon ederek Pazar günü balık avına gitmeye karar verdik.
O yıllarda Menderes nehri daha çok ve gür akardı, suçıkandan başlayıp şehir içinde bile sazan, taş balığı olta ile tutulurdu. Su seviyesi şimdi sucıkandan gelen suyun kat be kat üstünde daha aşağılara inildiğinde düden ve beş pınar kollarının da birleşmesiyle bir insanı götürebilecek derin ve büyüklükte akar giderdi. Büyük balıklar Çerkez köyünün alt taraflarında su daha derinlikte olduğu için o kısımlarda eğleşirdi. Bu durumu en iyi bilen de rahmetli Fırıncı Abdullah bilengil olduğu için balık avının ekip başıydı, balıklara atılacak lokumun hazırlanması, yerinin tespiti ve lokumun atılması görevi onundu. Balıkların su yüzüne çıktığında toplanması, çıplak olanların elbiselerini taşıyan, tutulan balığı ve malzemeleri taşıyıcı bir ekip elamanları vardı. Bunların bir araya gelebilmesi esnafın, memurların tatili olan Pazar gününü beklemek gerekirdi.
Pazar günü arabalarla Çerkez köyüne kadar gittik ,arabalardaki malzemeleri aramızda taksim ederek menderes nehrine kadar yürümeye başladık.Rahmetli fırıncı Abdullah bilengil ekibin başıydı ,lokumları o hazırlar atılacak yeri o tespit eder ve vazife taksimi yapardı. Menderesin en derin yerlerine geldiğimizde lokumun atılacak yeri belirlendi. Atılacak lokumun hazırlıklarını çok titiz şekilde takip eden Hamza oğlu sık sık sorular soruyor Abdullah’ta onu cevaplıyordu, balıkları suda yakalanıp çıkarılması için Rahmetli İbrahim Okay, Osman Kitiş, Karpat Demirken ve ben soyunduk.Elbiselerimizi rahmetli kara Mustafa sepetle taşımakla görevliydi. Tutulacak balıkları Naci öztürk ve Mehmet kitiş taşıyacaklardı. İlk lokum atıldığında çok az sayıda en küçüğü bir kilo , büyüğü 4-5 kiloluk balık aldık. İki atımlık lokumumuz kaldığından yer seçilmesi çok mühimdi bu yüzden çok yürümek mecburiyetinde kalıyorduk. Abdullah’ın bük diye adlandırdığı suyun çok derin bir yerine gelmiştik,buraya iki lokumuda birden atacağını sakın ikincisi patlamadan suya girilmemesini ikaz ediyordu, her kes pür dikkat atılan lokumun sesine kulak kabartıyorduk. Lokumun patlamasıyla altımızdakı yer dahi sarsıldı, beş dakika geçtikten sonra üç beş yine kiloluk balıkları suya atlayan Osman , İbrahim çıkarıp dışarıya attılar. Ben ve karpat suyun kenarında bekliyorduk, seyredenler üç metre kadar sudan yukarıda suyun yüzüne çıkan balığı daha iyi görebiliyorlar ve sudaki arkadaşlara yerini tarif ediyorlar onlarda balığı yukarda bekleyen taşıyıcı arkadaşlara atıyorlardı. Yukarıda bulunanların hepsi birden avazlarının cıktığı kadar bağırmaları üzerine ben en kuvvetli sesin geldiği yere baktığımda Hamzaoğlu sanki rol yapar gibi hal ve hareketleriyle( çok büyük çok büyük ) diye bağırmasını unutamam suya baktığımda kocaman bir kafa gördüm ,Karpat bir elli boylarında kısa bir arkadaştı hemen balığın üzerine suya atladı ,ben pür dikkat karpatı izliyor bir taraftan da İbrahim okay ve Osman kitiş’e buraya gelmelerini bağırarak çağrı yapıyordum. Karpat kendisinden beklenmeyen çeviklikle balığa sarıldığı gibi suya dalan balıkla birlikte oda suya dalıyor tekrar çıkıyorlardı. Balık hakikaten çok büyük ve alacanlı, sersem fakat her gecen zaman içinde ayılıp kaçabilirdi, bunu iyi bilen karpat o kısa boyuna rağmen balıkla mücadele ediyor ve tutup suyun dışına çıkarmak için var gücüyle çalışıyordu. İbrahim okay ve Osman kitiş bağırmalara kulak vererek karpata yardıma yüzerek geldiler ,bana sende atla yardım et diye bağırıyorlardı,yalanmı söyleyeyim korktuğum için suya atlayamadım. Üç kişi balığı bir türlü sudan çıkaramadıklarını gören Abdullah soyunmaya başlamıştı o sırada İbrahim okay bir elini balığın kulağına mı, yoksa ağzına mı? Soktu göremedim balıkla beraber kenardan kamışlara tutunarak balığı güçlükle çıkardılar.
Balık bir metreden fazla görünüyordu, kaç kilo olduğuna dair yorumlar yapılmaya başlandı en mühimi arabalara kadar bu balığı nasıl taşıyacaktık, diye düşünürken Abdullah bir söğüt dalı kesip getirdi balığın ağzı ile kulağına geçirdiği kalın dalı ortalayarak sıra ile ikişer kişi dalın uçlarını omuza alarak arabaya doğru yürümeye başladık. Rahmetli Abdullah, hamzaoğluna balığın içini doldurarak fırına vereceğini, içinin nelerle dolduracağını nasıl pişirileceğini anlatıyordu. O akşam suçıkanda yirmi kişi balığı yemek için masada bekliyorduk, misafir olarak hamzaoğlu ile filminin başrolünü paylaşan Demir karahan ve bir figüranla birlikte gelmişlerdi. Abdullah fırında Balığı tarttıklarını ve tam tamına yirmi bir kilo geldiğini anlatırken bir taraftan da büyük bir tepsiye içerisi iç pilav ve malzeme ile dolu balık üç kişinin yardımıyla masaya getirilmişti. Balık iştahla yenirken balık avında yaşanan olaylar ve özellikle boyu kısa karpat arkadaşın balıkla beraber suya batıp çıkmasını hayati hamzaoğlu defalarca anlatarak masada bulunanları kahkahayla güldürmüştü. Olayı yaşayanların çoğunluğu Allah rahmet eylesin mevta oldular. Bize de böyle bir anı kaldı.
SAYGILARIMLA




